Yaprak dökümü.. çok üzgünüm bugün çok. bikaç gün arayla hissederek, gittiklerini bilerek ama burda olduklarını düşünerek uğurluyorum.
Faukcuum yakışıklım, huzurlu uyu.. seni çok seviyorum.
Yıldocum sana dilimden tek kelime çıkamadı, çıkaramadım.
Babama haberi nası vericem bilemedim, ama anladı. Hemen, -baba.. diyişimden. Anladı. Tamam dedi, üzülme lütfen dedi. Ama tahmin edersin şuan ki halini.
Benle babamla ailemle tüm sevdiklerinle bi devir kapatıyorsun şuan.
Üzüntümü, senin için en iyi ve en güzelinden yepyeni bi yer dileğiyle hafifletmeye çalışıyorum. Ama çok zor geliyor. Nefesim kesiliyor. Yutkunamıyorum.
İçimdeki yerini bildiğini biliyorum. Benim için neler ifade ettiğini bildiğini biliyorum. Belki bu biraz keyif verir mutluluk verir yeni yolculuğunda. Tüm dualarım seninle. Tanrının rahmeti, eli, kolu, sevgisi, koruması üstünde olsun. Güle güle git Yıldocum.. Sen benim bi tanemsin.
The Incredible Turk - Mustafa Kemal ATATURK (a 1958 documentary narrated by Walter Cronkite.)
Via Nilly-Willy
I need a break. seriously.
derin bi nefeslik, beş on dk göz kapamalık, bi müddet sessizlik..
iyice ince bele geniş kalça eski balık eti kadınlara döndüm ay sonunun da bana hic destegi yok, çok da yorgunum. hiç de koşasım yok. ruhum gidik, işim gücüm bi ton, sebze yok, dikilecek fidanlar var, yiyeceğin sağlıklısı yok, evim temiz adam yok, elin bakımı geldi, halim yok, inci kolyem varmış, haberim yok, yogurt var meyve yok, içkim var içesim yok, containerlar birikti templateleri yok, ay var ve yok ve çok yorgunum!!
strangeness and charm.. too many songs too many thoughts these dayz..
the only thing dat doesnt change is, kulun bildigini allahtan mi saklicam vol on and on and on :)
Don’t make me sad, don’t make me cry
Sometimes love is not enough and the road gets tough
I don’t know why
Keep making me laugh,
Let’s go get high
The road is long, we carry on
Try to have fun in the meantime
Come and take a walk on the wild side
Let me kiss you hard in the pouring rain
You like your girls insane
Just give me a reason
Just a little bit’s enough
Just a second we’re not broken just bent
And we can learn to love again
It’s in the stars
It’s been written in the scars on our hearts
That we’re not broken just bent
And we can learn to love again
indeed, fakat her daim hepsini bekleyemiyor insan.
biraz fazla hayal kirikligi mevcut, kırıklık mevcut, üzgün değil belki ama böyle bi sıkışmışlık mevcut. nolcak şimdi? hiç. moving on.
ama boyle insanin bi sarsmak istemesi bole omuzlarından tutup bi sallamak istemesi gelmez mi, gelmiyor. bazen hic gelmiyor. oylece durup duruyosun.
bisey diyemiyosun.
dun cook uzun zamandir ilkkez bi dostla oturup karsilikli iki tek atma aksiyonunu gerceklestirdim. nasi uzun nasi icten nasi dolu geldi. lazimmis. bazen es gecmemek gerek.
iyi de geldi, düsündürdü de üzdü de sevindirdi de. bilmiyorum duyacagim herseye hazirlikli degildim belki ama aldim kaydettim. oturdum dusundum. ne biliim. aynalamak diyorum ben buna bi nevi. yazlik cikarmasi kıslık toplamasi gibi. oldugu kadar.
(Source: bodyposifitness)
Via Got Inspiration?
haha bunu bloguma koyabilecegim aklimin ucundan gecmezdi ama gunun basligi olmus haberimiz yok. şikayetim var. kafalara bak. boyle kalakalmis herkes izlerken. ve evet bende. actim izledim. kalakaldim “yane” napim yapcak bisey yok. izledim begendim sevdim hos haha mutlu olsunlar madem ne diim :) ayı mi ayı. naparsin, Love the Bear.







